Mealler
Araf Suresi - Mealler
| Takip | Sure Ayetler | Meal |
|---|---|---|
|
Araf 187. Ayet
187. Ayet
Muhammed Esed
(Ey Peygamber), sana Son Saatten soracaklar, "ne zaman gelip çatacak?" diye. De ki: "Doğrusu, buna dair gerçek bilgi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini Ondan başka açığa vuracak kimse de yoktur. (O Saat) göklere ve yere bütün ağırlığıyla çökecek ve sizi mutlaka umulmadık bir anda yakalayacak." Sana sanki bu (sırr)ın ısrarla peşine düşmekle belli-belirsiz içsel bir bilgi elde etmiş olman mümkünmüş gibi soracaklar. De ki: "Ona dair gerçek bilgi ancak Allah katındadır; ne var ki, insanların çoğu (bundan) habersizdir."
|
Muhammed Esed
(Ey Peygamber), sana Son Saatten soracaklar, "ne zaman gelip çatacak?" diye. De ki: "Doğrusu, buna dair gerçek bilgi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini Ondan başka açığa vuracak kimse de yoktur. (O Saat) göklere ve yere bütün ağırlığıyla çökecek ve sizi mutlaka umulmadık bir anda yakalayacak." Sana sanki bu (sırr)ın ısrarla peşine düşmekle belli-belirsiz içsel bir bilgi elde etmiş olman mümkünmüş gibi soracaklar. De ki: "Ona dair gerçek bilgi ancak Allah katındadır; ne var ki, insanların çoğu (bundan) habersizdir." |
|
|
Araf 187. Ayet
187. Ayet
Şaban Piriş
Sana (kıyamet) saatini soruyorlar. Onun vaktinin ne zaman geleceğini. De ki: -Onun bilgisi Rabbimdedir. Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz. Göklere ve yere o saat ağır basar. Kıyamet ansızın gelir. Sanki sen biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: -Onu bilmek sadece Allah'a mahsustur. Ama insanların çoğu bu gerçeği bilmez.
|
Şaban Piriş
Sana (kıyamet) saatini soruyorlar. Onun vaktinin ne zaman geleceğini. De ki: -Onun bilgisi Rabbimdedir. Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz. Göklere ve yere o saat ağır basar. Kıyamet ansızın gelir. Sanki sen biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: -Onu bilmek sadece Allah'a mahsustur. Ama insanların çoğu bu gerçeği bilmez. |
|
|
Araf 187. Ayet
187. Ayet
Suat Yıldırım
Sana kıyametin ne zaman geleceğini sorarlar. De ki: "Onun ne zaman geleceğine dair bilgi yalnız Rabbimin nezdindedir. Vaktini O'ndan başkası açıklayamaz. O kıyamet öyle bir meseledir ki, ne göklerde ve ne de yerde ona tahammül edecek hiç kimse yoktur!"O size ansızın gelecektir. Sen sanki onu biliyormuşsun gibi onu sana soruyorlar. De ki: "Ona dair gerçek bilgi yalnız Allah'ın nezdindedir; ama insanların çoğu bunu bilmezler."
|
Suat Yıldırım
Sana kıyametin ne zaman geleceğini sorarlar. De ki: "Onun ne zaman geleceğine dair bilgi yalnız Rabbimin nezdindedir. Vaktini O'ndan başkası açıklayamaz. O kıyamet öyle bir meseledir ki, ne göklerde ve ne de yerde ona tahammül edecek hiç kimse yoktur!"O size ansızın gelecektir. Sen sanki onu biliyormuşsun gibi onu sana soruyorlar. De ki: "Ona dair gerçek bilgi yalnız Allah'ın nezdindedir; ama insanların çoğu bunu bilmezler." |
|
|
Araf 187. Ayet
187. Ayet
Süleyman Ateş
Sana (Duruşma) sa'at(in)den soruyorlar: Gelip çatması ne zaman diye. De ki: "Onun bilgisi, ancak Rabbimin yanındadır. Onu tam zamanında açığa çıkaracak olan, yalnız O'dur. O, göklere de, yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir." Sanki sen, onu biliyormuşsun gibi, sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi, Allah'ın yanındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler."
|
Süleyman Ateş
Sana (Duruşma) sa'at(in)den soruyorlar: Gelip çatması ne zaman diye. De ki: "Onun bilgisi, ancak Rabbimin yanındadır. Onu tam zamanında açığa çıkaracak olan, yalnız O'dur. O, göklere de, yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir." Sanki sen, onu biliyormuşsun gibi, sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi, Allah'ın yanındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler." |
|
|
Araf 187. Ayet
187. Ayet
Yaşar Nuri Öztürk
Ne zaman gelip çatacak diye kıyamet saatini soruyorlar sana. De ki: "Ona ilişkin bilgi Rabbim katındadır. Onu, vakti geldiğinde belirginleştirecek olan yalnız O'dur. Göklere de yere de ağır gelmiştir o. O size ansızın gelecektir, başka değil." Sen onu iyice biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: "O'na ilişkin bilgi Allah katındadır, fakat insanların çokları bilmiyorlar."
|
Yaşar Nuri Öztürk
Ne zaman gelip çatacak diye kıyamet saatini soruyorlar sana. De ki: "Ona ilişkin bilgi Rabbim katındadır. Onu, vakti geldiğinde belirginleştirecek olan yalnız O'dur. Göklere de yere de ağır gelmiştir o. O size ansızın gelecektir, başka değil." Sen onu iyice biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: "O'na ilişkin bilgi Allah katındadır, fakat insanların çokları bilmiyorlar." |
|
|
Araf 187. Ayet
187. Ayet
Mustafa İslamoğlu
Sana soruyorlar: "Son Saat ne zaman gelip çatacak?" diye. Cevap ver: "Onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır; onun vaktini O'ndan başka ortaya koyacak kimse yoktur: O bütün ağırlığıyla göklerde ve yerde kopacak, sizi haberiniz olmadan ansızın yakalayacaktır. Sanki senin ısrarla o bilginin peşine düşüp elde etmen mümkünmüş gibi, onu sana soruyorlar. De ki: "Onun gerçek bilgisi yalnızca Allah katındadır, ne ki insanların çoğu bunu bilmezden geliyor."
|
Mustafa İslamoğlu
Sana soruyorlar: "Son Saat ne zaman gelip çatacak?" diye. Cevap ver: "Onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır; onun vaktini O'ndan başka ortaya koyacak kimse yoktur: O bütün ağırlığıyla göklerde ve yerde kopacak, sizi haberiniz olmadan ansızın yakalayacaktır. Sanki senin ısrarla o bilginin peşine düşüp elde etmen mümkünmüş gibi, onu sana soruyorlar. De ki: "Onun gerçek bilgisi yalnızca Allah katındadır, ne ki insanların çoğu bunu bilmezden geliyor." |
|
|
Araf 187. Ayet
187. Ayet
Rashad Khalifa
They ask you about the end of the world (the Hour), and when it will come to pass. Say, "The knowledge thereof is with my Lord. Only He reveals its time. Heavy it is, in the heavens and the earth. It will not come to you except suddenly." They ask you as if you are in control thereof. Say, "The knowledge thereof is with GOD," but most people do not know.,
|
Rashad Khalifa
They ask you about the end of the world (the Hour), and when it will come to pass. Say, "The knowledge thereof is with my Lord. Only He reveals its time. Heavy it is, in the heavens and the earth. It will not come to you except suddenly." They ask you as if you are in control thereof. Say, "The knowledge thereof is with GOD," but most people do not know., |
|
|
Araf 187. Ayet
187. Ayet
The Monotheist Group
They ask you regarding the Hour: "When will be its time?" Say: "Its knowledge is with my Lord, none can reveal its coming except He. It is heavy through the heavens and the earth; it will not come to you except suddenly." They ask you, as if you are responsible for it! Say: "Its knowledge is with God, but most of the people do not know."
|
The Monotheist Group
They ask you regarding the Hour: "When will be its time?" Say: "Its knowledge is with my Lord, none can reveal its coming except He. It is heavy through the heavens and the earth; it will not come to you except suddenly." They ask you, as if you are responsible for it! Say: "Its knowledge is with God, but most of the people do not know." |
|
|
Araf 187. Ayet
187. Ayet
Edip-Layth
They ask you regarding the moment: "When will be its time?" Say, "Its knowledge is with my Lord, none can reveal its time except Him. It is heavy through the heavens and the earth; it will not come to you except suddenly." They ask you, as if you are too curious about it! Say, "Its knowledge is with God, but most people do not know."
|
Edip-Layth
They ask you regarding the moment: "When will be its time?" Say, "Its knowledge is with my Lord, none can reveal its time except Him. It is heavy through the heavens and the earth; it will not come to you except suddenly." They ask you, as if you are too curious about it! Say, "Its knowledge is with God, but most people do not know." |
|
|
Araf 187. Ayet
187. Ayet
Ali Rıza Safa
Sana, evrenlerin sonunun ne zaman gelip çatacağını soruyorlar; şunu söyle: "Onun bilgisi, ancak Efendimin katındadır. Onun zamanını, O'ndan başkası açıklayamaz. Göklere ve yeryüzüne ağır gelir; size ansızın gelecektir!" Senin ondan haberin varmış gibi, sana soruyorlar; şunu söyle: "Onun bilgisi, ancak Allah'ın katındadır. Fakat insanların çoğu bilmez!"
|
Ali Rıza Safa
Sana, evrenlerin sonunun ne zaman gelip çatacağını soruyorlar; şunu söyle: "Onun bilgisi, ancak Efendimin katındadır. Onun zamanını, O'ndan başkası açıklayamaz. Göklere ve yeryüzüne ağır gelir; size ansızın gelecektir!" Senin ondan haberin varmış gibi, sana soruyorlar; şunu söyle: "Onun bilgisi, ancak Allah'ın katındadır. Fakat insanların çoğu bilmez!" |
|
|
Araf 187. Ayet
187. Ayet
Süleymaniye Vakfı
Sana kıyamet saatini soruyorlar, ne zaman bastırıp kalacak diye? De ki "Onun bilgisi sadece Rabbimdedir. Vakti gelince onu açıklayacak olan odur. Ağırlığı göklerin ve yerin üstüne çökmüştür. Size gelişi ansızın olacaktır." Sanki haberin varmış gibi, tutup sana soruyorlar. De ki "Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Ama insanların çoğu bunu bilmezler."
|
Süleymaniye Vakfı
Sana kıyamet saatini soruyorlar, ne zaman bastırıp kalacak diye? De ki "Onun bilgisi sadece Rabbimdedir. Vakti gelince onu açıklayacak olan odur. Ağırlığı göklerin ve yerin üstüne çökmüştür. Size gelişi ansızın olacaktır." Sanki haberin varmış gibi, tutup sana soruyorlar. De ki "Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Ama insanların çoğu bunu bilmezler." |
|
|
Araf 187. Ayet
187. Ayet
Edip Yüksel
Sana o anın ne zaman geleceğini soruyorlar. "O'nun bilgisi Efendimin yanındadır" de. Onu vakti gelince O'ndan başkası ortaya çıkarmaz. Göklere ve yere ağır gelen o an size ansızın gelecektir. Sanki ondan haberdar imişsin gibi sana soruyorlar. "Onun bilgisi ALLAH'ın yanındadır" de. Fakat insanların çoğu bilmez.[1]
|
Edip Yüksel
Sana o anın ne zaman geleceğini soruyorlar. "O'nun bilgisi Efendimin yanındadır" de. Onu vakti gelince O'ndan başkası ortaya çıkarmaz. Göklere ve yere ağır gelen o an size ansızın gelecektir. Sanki ondan haberdar imişsin gibi sana soruyorlar. "Onun bilgisi ALLAH'ın yanındadır" de. Fakat insanların çoğu bilmez.[1] |
|
|
Araf 187. Ayet
187. Ayet
Erhan Aktaş
Sana Saat'ten soruyorlar. Ne zaman gerçekleşecek diye. De ki: "Onun bilgisi sadece Rabb'imin yanındadır. Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz. O göklere de, yere de ağır gelecektir. O size ansızın gelecek." Sanki sen biliyormuşsun gibi onu sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi sadece Allah'ın yanındadır." Ancak insanların çoğu bu gerçeği bilmez.[1]
|
Erhan Aktaş
Sana Saat'ten soruyorlar. Ne zaman gerçekleşecek diye. De ki: "Onun bilgisi sadece Rabb'imin yanındadır. Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz. O göklere de, yere de ağır gelecektir. O size ansızın gelecek." Sanki sen biliyormuşsun gibi onu sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi sadece Allah'ın yanındadır." Ancak insanların çoğu bu gerçeği bilmez.[1] |
|
|
Araf 187. Ayet
187. Ayet
Mehmet Okuyan
Sana, o (Son) Saat'in demir atma zamanından soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi, sadece Rabbimin katındadır.[1] Onun zamanını O'ndan başkası ortaya koyamaz.[2] (O olay) bütün ağırlığını göklerde ve yerde hissettirecektir. (Son Saat) size ancak ve ancak ansızın gelecektir."[3] Sanki sen onu bilebilirmişsin gibi sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi yalnızca Allah katındadır fakat insanların çoğu bilmez."[4]
|
Mehmet Okuyan
Sana, o (Son) Saat'in demir atma zamanından soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi, sadece Rabbimin katındadır.[1] Onun zamanını O'ndan başkası ortaya koyamaz.[2] (O olay) bütün ağırlığını göklerde ve yerde hissettirecektir. (Son Saat) size ancak ve ancak ansızın gelecektir."[3] Sanki sen onu bilebilirmişsin gibi sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi yalnızca Allah katındadır fakat insanların çoğu bilmez."[4] |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Ahmed Hulusi
De ki: "Allah'ın dilediği dışında, nefsim için ne bir fayda ve ne de bir zarar oluşturabilirim... (Mutlak) gaybı biliyor olsaydım, elbette hayrına çoğaltırdım... Bana kötülük de dokunmazdı... Ben ancak bir uyarıcı ve iman eden topluluğa bir müjdeleyiciyim. "
|
Ahmed Hulusi
De ki: "Allah'ın dilediği dışında, nefsim için ne bir fayda ve ne de bir zarar oluşturabilirim... (Mutlak) gaybı biliyor olsaydım, elbette hayrına çoğaltırdım... Bana kötülük de dokunmazdı... Ben ancak bir uyarıcı ve iman eden topluluğa bir müjdeleyiciyim. " |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Ali Bulaç
De ki: "Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim."
|
Ali Bulaç
De ki: "Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim." |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Bayraktar Bayraklı
De ki: "Allah dilemedikçe ben kendime bir fayda ve zarar verecek güce sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbette iyiliği arttırırdım ve bana kötülük de dokunmazdı. Ben sadece, inanan bir toplum için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim."
|
Bayraktar Bayraklı
De ki: "Allah dilemedikçe ben kendime bir fayda ve zarar verecek güce sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbette iyiliği arttırırdım ve bana kötülük de dokunmazdı. Ben sadece, inanan bir toplum için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim." |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Diyanet İşleri
De ki: "Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim."
|
Diyanet İşleri
De ki: "Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim." |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: ben kendi kendime Allahın dilediğinden başka bir menfaate de malik değilim bir mazarrata da, eğer ben bütün gaybi bilir olsa idim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı, ben o değil, ancak iyman edecek bir kavm için inzar-u bişarete memur bir Peygamberim
|
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: ben kendi kendime Allahın dilediğinden başka bir menfaate de malik değilim bir mazarrata da, eğer ben bütün gaybi bilir olsa idim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı, ben o değil, ancak iyman edecek bir kavm için inzar-u bişarete memur bir Peygamberim |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Gültekin Onan
De ki: "Tanrı'nın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjde vericiden başkası değilim."
|
Gültekin Onan
De ki: "Tanrı'nın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjde vericiden başkası değilim." |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Hasan Basri Çantay
De ki: "Ben kendim için, Allahın dilediğinden başka, ne bir faide (yi celb etmi) ye, ne de bir zarar (ı savmıy) a muktedir değilim. Eğer ben ğaybı bilseydim elbet daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiç bir fenalık da dokunmazdı. Ben iman edecek her hangi bir kavme (Başlarına gelecek) azabın habercisi, (Cennetin) müjdeci (si) olmakdan başka (bir şey) değilim".
|
Hasan Basri Çantay
De ki: "Ben kendim için, Allahın dilediğinden başka, ne bir faide (yi celb etmi) ye, ne de bir zarar (ı savmıy) a muktedir değilim. Eğer ben ğaybı bilseydim elbet daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiç bir fenalık da dokunmazdı. Ben iman edecek her hangi bir kavme (Başlarına gelecek) azabın habercisi, (Cennetin) müjdeci (si) olmakdan başka (bir şey) değilim". |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
İbni Kesir
De ki: Ben, kendime Allah'ın dilediğinden başka ne fayda verebilirim, ne de zarar. Eğer ben, gaybı bileydim; daha çok hayır yapmak isterdim. Ve bana, hiç bir fenalık da dokunmazdı. Ben, sadece iman eden bir kavme uyarıcı ve müjdeciyim.
|
İbni Kesir
De ki: Ben, kendime Allah'ın dilediğinden başka ne fayda verebilirim, ne de zarar. Eğer ben, gaybı bileydim; daha çok hayır yapmak isterdim. Ve bana, hiç bir fenalık da dokunmazdı. Ben, sadece iman eden bir kavme uyarıcı ve müjdeciyim. |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Muhammed Esed
(Ey Peygamber) de ki: "Allah dilemedikçe, kendime bir yarar sağlamak ya da kendimden bir zararı uzaklaştırmak benim elimde değil. Eğer insan kavrayışının ötesinde olanı bilseydim, muhakkak ki, bahtiyarlık adına ne varsa ondan payıma daha çoğu düşerdi ve kötülük asla yaklaşamazdı bana. (Ama) ben sadece bir uyarıcıyım ve inanan bir topluma iyi haberler getiren müjdeci".
|
Muhammed Esed
(Ey Peygamber) de ki: "Allah dilemedikçe, kendime bir yarar sağlamak ya da kendimden bir zararı uzaklaştırmak benim elimde değil. Eğer insan kavrayışının ötesinde olanı bilseydim, muhakkak ki, bahtiyarlık adına ne varsa ondan payıma daha çoğu düşerdi ve kötülük asla yaklaşamazdı bana. (Ama) ben sadece bir uyarıcıyım ve inanan bir topluma iyi haberler getiren müjdeci". |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Şaban Piriş
De ki: -Benim kendim için bir fayda ve zarara Allah'ın dilediği kadardan başka gücüm yetmez. Eğer ben, görülmeyeni bilseydim, iyilik yapmayı artırırdım ve bana bir kötülük de dokunmazdı. İnanan bir toplum için sadece uyarıcı ve müjdeciyim.
|
Şaban Piriş
De ki: -Benim kendim için bir fayda ve zarara Allah'ın dilediği kadardan başka gücüm yetmez. Eğer ben, görülmeyeni bilseydim, iyilik yapmayı artırırdım ve bana bir kötülük de dokunmazdı. İnanan bir toplum için sadece uyarıcı ve müjdeciyim. |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Suat Yıldırım
De ki: "Ben kendim için bile Allah dilemedikçe hiçbir şeye kadir değilim:Ne fayda sağlayabilirim, ne de gelecek bir zararı uzaklaştırabilirim.Şayet gaybı bilseydim elbette çok mal mülk elde ederdim, bana hiç fenalık da dokunmazdı. Ama ben iman edecek kimseler için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim."
|
Suat Yıldırım
De ki: "Ben kendim için bile Allah dilemedikçe hiçbir şeye kadir değilim:Ne fayda sağlayabilirim, ne de gelecek bir zararı uzaklaştırabilirim.Şayet gaybı bilseydim elbette çok mal mülk elde ederdim, bana hiç fenalık da dokunmazdı. Ama ben iman edecek kimseler için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim." |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Süleyman Ateş
De ki: "Ben kendime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbete çok hayır (mal ve mülk) elde ederdim. Bana kötülük dokunmamış (beni cin çarpmamış)tır. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
|
Süleyman Ateş
De ki: "Ben kendime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbete çok hayır (mal ve mülk) elde ederdim. Bana kötülük dokunmamış (beni cin çarpmamış)tır. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Ben kendi nefsime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlayabilirim ne de bir zarar verebilirim. Eğer gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapardım. Ama bana kötülük dokunmamıştır bile. Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciden başkası değilim."
|
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Ben kendi nefsime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlayabilirim ne de bir zarar verebilirim. Eğer gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapardım. Ama bana kötülük dokunmamıştır bile. Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciden başkası değilim." |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Mustafa İslamoğlu
De ki: "Allah dilemedikçe, ben (dahi) kendime ne yarar sağlayabilirim, ne de zararı önleyebilirim. Zira eğer gaybı bilseydim, kendime tüm güzelliklerden daha çok pay ayrılmasını sağlardım, üstelik kötülük de semtime uğrayamazdı. Ne ki ben, inanan insanlar için yalnızca bir uyarıcı ve müjdeciyim."
|
Mustafa İslamoğlu
De ki: "Allah dilemedikçe, ben (dahi) kendime ne yarar sağlayabilirim, ne de zararı önleyebilirim. Zira eğer gaybı bilseydim, kendime tüm güzelliklerden daha çok pay ayrılmasını sağlardım, üstelik kötülük de semtime uğrayamazdı. Ne ki ben, inanan insanlar için yalnızca bir uyarıcı ve müjdeciyim." |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Rashad Khalifa
Say, "I have no power to benefit myself, or harm myself. Only what GOD wills happens to me. If I knew the future, I would have increased my wealth, and no harm would have afflicted me. I am no more than a warner, and a bearer of good news for those who believe."
|
Rashad Khalifa
Say, "I have no power to benefit myself, or harm myself. Only what GOD wills happens to me. If I knew the future, I would have increased my wealth, and no harm would have afflicted me. I am no more than a warner, and a bearer of good news for those who believe." |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
The Monotheist Group
Say: "I do not possess for myself any benefit or harm, except what God wills. And if I could know the future, then I would have increased my good fortune, and no harm would have come to me. I am but a warner and a bearer of good news to a people who believe."
|
The Monotheist Group
Say: "I do not possess for myself any benefit or harm, except what God wills. And if I could know the future, then I would have increased my good fortune, and no harm would have come to me. I am but a warner and a bearer of good news to a people who believe." |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Edip-Layth
Say, "I do not possess for myself any benefit or harm, except what God wills. If I could know the future, then I would have increased my good fortune, and no harm would have come to me. I am but a warner and a bearer of good news to a people who acknowledge."
|
Edip-Layth
Say, "I do not possess for myself any benefit or harm, except what God wills. If I could know the future, then I would have increased my good fortune, and no harm would have come to me. I am but a warner and a bearer of good news to a people who acknowledge." |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Ali Rıza Safa
De ki: "Allah dilemedikçe, kendime bile, ne bir yarar ne de bir yitim verme gücüm yok. Gizli gerçekleri bilseydim, iyi şeyleri çoğaltırdım; başıma bir kötülük de gelmezdi. İnanan bir toplum için, yalnızca uyarıcı ve muştulayıcıyım!"
|
Ali Rıza Safa
De ki: "Allah dilemedikçe, kendime bile, ne bir yarar ne de bir yitim verme gücüm yok. Gizli gerçekleri bilseydim, iyi şeyleri çoğaltırdım; başıma bir kötülük de gelmezdi. İnanan bir toplum için, yalnızca uyarıcı ve muştulayıcıyım!" |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Süleymaniye Vakfı
De ki "Allah da tercih etmedikçe, benim kendime bile bir fayda sağlamaya veya zarar vermeye gücüm yetmez. Eğer gizli bilgileri (gaybı) bilseydim, daha çok malım olurdu, bana bir kötülük de dokunmazdı. Ben, inanıp güvenen bir topluluk için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim, o kadar."
|
Süleymaniye Vakfı
De ki "Allah da tercih etmedikçe, benim kendime bile bir fayda sağlamaya veya zarar vermeye gücüm yetmez. Eğer gizli bilgileri (gaybı) bilseydim, daha çok malım olurdu, bana bir kötülük de dokunmazdı. Ben, inanıp güvenen bir topluluk için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim, o kadar." |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Edip Yüksel
De ki: "ALLAH'ın dilediğinden başka ben kendime ne bir yarar ne de bir zarar veremem. Gizliyi bilseydim mal varlığımı arttırırdım, bana kötülük de dokunmazdı. Ben ancak gerçeği onaylayan bir topluma bir müjdeci ve uyarıcıyım."[1]
|
Edip Yüksel
De ki: "ALLAH'ın dilediğinden başka ben kendime ne bir yarar ne de bir zarar veremem. Gizliyi bilseydim mal varlığımı arttırırdım, bana kötülük de dokunmazdı. Ben ancak gerçeği onaylayan bir topluma bir müjdeci ve uyarıcıyım."[1] |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Erhan Aktaş
De ki: Allah dilemedikçe, kendime bir yarar sağlamak ya da kendimden bir zararı uzaklaştırmak benim elimde değil. Eğer gaybı[1] bilseydim, elbette daha çok yararıma olan şeyi yapardım ve bana bir kötülük de dokunmazdı.[2] Ben, inanan bir halk için sadece bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
|
Erhan Aktaş
De ki: Allah dilemedikçe, kendime bir yarar sağlamak ya da kendimden bir zararı uzaklaştırmak benim elimde değil. Eğer gaybı[1] bilseydim, elbette daha çok yararıma olan şeyi yapardım ve bana bir kötülük de dokunmazdı.[2] Ben, inanan bir halk için sadece bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. |
|
|
Araf 188. Ayet
188. Ayet
Mehmet Okuyan
De ki: "Allah'ın dilemesi hariç, kendime herhangi bir yarar da zarar da verecek güce sahip değilim. Gaybı (bilinemeyeni) bilseydim elbette daha çok hayır yapardım ve bana hiçbir kötülük de dokunmazdı.[1] İnanan bir toplum için yalnızca bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim."[2]
|
Mehmet Okuyan
De ki: "Allah'ın dilemesi hariç, kendime herhangi bir yarar da zarar da verecek güce sahip değilim. Gaybı (bilinemeyeni) bilseydim elbette daha çok hayır yapardım ve bana hiçbir kötülük de dokunmazdı.[1] İnanan bir toplum için yalnızca bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim."[2] |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Ahmed Hulusi
"HU" ki, sizi TEK bir nefsten - benlikten (makro planda: Hakikat-i Muhammedi - Akl-ı evvel; mikro planda: insanlık şuuru - Akl-ı küll) yarattı ve ondan da eşini (makro planda: evreni; mikro planda: beyni) oluşturdu; ona yerleşsin diye... Onu (eşini) örtüp bürüyünce, (eşi) hafif bir yük yüklendi, onu taşıdı... Ağırlaştığında, ikisi birden Rableri olan Allah'a: "Andolsun ki, eğer bize bir salih verirsen, mutlaka biz değerlendirenlerden oluruz" diye dua ettiler. (Bu ayet, hem alemlerin oluşuyla ilgili olarak anlaşılabilir, hem de insanın oluşumuyla. )
|
Ahmed Hulusi
"HU" ki, sizi TEK bir nefsten - benlikten (makro planda: Hakikat-i Muhammedi - Akl-ı evvel; mikro planda: insanlık şuuru - Akl-ı küll) yarattı ve ondan da eşini (makro planda: evreni; mikro planda: beyni) oluşturdu; ona yerleşsin diye... Onu (eşini) örtüp bürüyünce, (eşi) hafif bir yük yüklendi, onu taşıdı... Ağırlaştığında, ikisi birden Rableri olan Allah'a: "Andolsun ki, eğer bize bir salih verirsen, mutlaka biz değerlendirenlerden oluruz" diye dua ettiler. (Bu ayet, hem alemlerin oluşuyla ilgili olarak anlaşılabilir, hem de insanın oluşumuyla. ) |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Ali Bulaç
O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah'a dua ettiler: "Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız."
|
Ali Bulaç
O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah'a dua ettiler: "Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız." |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Bayraktar Bayraklı
Sizi tek bir cevherden yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de o cevherden var eden, Allah'tır. Eşine sarılınca, eşi hamile kaldı ve onu bir müddet taşıdı. Gebeliği ağırlaşınca, karıkoca, Rableri Allah'a, "Bize kusursuz bir çocuk verirsen andolsun, şükredenlerden olacağız" diye yalvardılar.
|
Bayraktar Bayraklı
Sizi tek bir cevherden yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de o cevherden var eden, Allah'tır. Eşine sarılınca, eşi hamile kaldı ve onu bir müddet taşıdı. Gebeliği ağırlaşınca, karıkoca, Rableri Allah'a, "Bize kusursuz bir çocuk verirsen andolsun, şükredenlerden olacağız" diye yalvardılar. |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Diyanet İşleri
Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve (bir müddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah'a, "Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız" diye dua ederler.
|
Diyanet İşleri
Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve (bir müddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah'a, "Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız" diye dua ederler. |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Elmalılı Hamdi Yazır
O odur ki sizi bir tek nefisten yarattı, eşini de ondan yaptı ki gönlü buna ısınsın, onun için vaktaki bunu derağuş eyledi, bu hafifçe bir hamlin hamili oldu, bir müddet bununla geçti, derken ağırlaştı, o vakıt ikisi bir kendilerini yetiştiren Allaha şöyle dua ettiler: bize yaraşıklı bir çocuk ihsan edersen yemin ederiz ki elbet şükreden kullarından oluruz
|
Elmalılı Hamdi Yazır
O odur ki sizi bir tek nefisten yarattı, eşini de ondan yaptı ki gönlü buna ısınsın, onun için vaktaki bunu derağuş eyledi, bu hafifçe bir hamlin hamili oldu, bir müddet bununla geçti, derken ağırlaştı, o vakıt ikisi bir kendilerini yetiştiren Allaha şöyle dua ettiler: bize yaraşıklı bir çocuk ihsan edersen yemin ederiz ki elbet şükreden kullarından oluruz |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Gültekin Onan
O sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp bürüyünce, o bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi rableri olan Tanrı'ya dua ettiler: "Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız."
|
Gültekin Onan
O sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp bürüyünce, o bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi rableri olan Tanrı'ya dua ettiler: "Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız." |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Hasan Basri Çantay
O, sizi bir candan (Ademden) yaratan, bundan da, (gönlü) kendisine (yatıb) ısınsın diye, eşini yapan Odur (Allahdır). Vakta ki o, (eşini) örtüb bürüdü, o da hafif bir yük yüklendi de (bir müddet) bununla gidip geldi. Nihayet (gebeliği) ağırlaşınca ikisi de Rablerine şöyle düa etdiler: "Eğer bize düzgün (hilkati tam) bir çocuk verirsen andolsun ki her halde şükredenlerden olacağız".
|
Hasan Basri Çantay
O, sizi bir candan (Ademden) yaratan, bundan da, (gönlü) kendisine (yatıb) ısınsın diye, eşini yapan Odur (Allahdır). Vakta ki o, (eşini) örtüb bürüdü, o da hafif bir yük yüklendi de (bir müddet) bununla gidip geldi. Nihayet (gebeliği) ağırlaşınca ikisi de Rablerine şöyle düa etdiler: "Eğer bize düzgün (hilkati tam) bir çocuk verirsen andolsun ki her halde şükredenlerden olacağız". |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
İbni Kesir
O'dur, sizi tek bir nefisten yaratan ve ondan da gönlünün ısınacağı eşini vareden. Eşini örtüp bürüyünce; o, hafif bir yük yüklendi ve onunla bir müddet gider gelirdi. Nihayet ağırlaşınca; karı koca Rabbları olan Allah'a: Eğer bize salih bir çocuk verirsen andolsun ki şükredenlerden oluruz, diye dua ettiler.
|
İbni Kesir
O'dur, sizi tek bir nefisten yaratan ve ondan da gönlünün ısınacağı eşini vareden. Eşini örtüp bürüyünce; o, hafif bir yük yüklendi ve onunla bir müddet gider gelirdi. Nihayet ağırlaşınca; karı koca Rabbları olan Allah'a: Eğer bize salih bir çocuk verirsen andolsun ki şükredenlerden oluruz, diye dua ettiler. |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Muhammed Esed
Sizi (hepinizi) bir tek candan yaratan, Ve (sevgiyle) kadına meyletsin diye ona kendi özünden eş var edip çıkaran Odur. Öyle ki, o eşini kucaklayınca, eşi (ilkin) hafif bir yük yüklenir ve taşır o yükü. Sonra (kadın) gün gelip (çocuğun yüküyle) iyice ağırlaşınca, her ikisi birden Allaha, Rablerine yalvarırlar: "Bize gerçekten kusursuz bir (çocuk) bahşedersen, muhakkak ki sana şükreden kimselerden olacağız!"
|
Muhammed Esed
Sizi (hepinizi) bir tek candan yaratan, Ve (sevgiyle) kadına meyletsin diye ona kendi özünden eş var edip çıkaran Odur. Öyle ki, o eşini kucaklayınca, eşi (ilkin) hafif bir yük yüklenir ve taşır o yükü. Sonra (kadın) gün gelip (çocuğun yüküyle) iyice ağırlaşınca, her ikisi birden Allaha, Rablerine yalvarırlar: "Bize gerçekten kusursuz bir (çocuk) bahşedersen, muhakkak ki sana şükreden kimselerden olacağız!" |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Şaban Piriş
Sizi tek bir kişiden yaratan ve kendisiyle huzur bulması için ondan eşini var eden O'dur. İnsan, eşini bürüdüğü zaman hafif bir yük yüklenir. Onunla bir süre geçer. Yükü ağırlaşınca Rab'leri olan Allah'a dua ederek: -Eğer bize sağlam bir çocuk verirsen sana şükredenlerden oluruz, derler.
|
Şaban Piriş
Sizi tek bir kişiden yaratan ve kendisiyle huzur bulması için ondan eşini var eden O'dur. İnsan, eşini bürüdüğü zaman hafif bir yük yüklenir. Onunla bir süre geçer. Yükü ağırlaşınca Rab'leri olan Allah'a dua ederek: -Eğer bize sağlam bir çocuk verirsen sana şükredenlerden oluruz, derler. |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Suat Yıldırım
O'dur ki sizi bir tek candan yarattı ve bundan da, gönlü kendisine ısınsın diye eşini inşa etti. Erkek eşini sarıp bürüdü, o da hafif bir yük yüklendi, hamile kaldı. Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca her ikisi de Rab'leri olan Allah'a yönelip "Eğer bize sağlıklı, kusursuz bir evlat verirsen mutlaka Sana şükreden kullarından oluruz" diye yalvardılar.
|
Suat Yıldırım
O'dur ki sizi bir tek candan yarattı ve bundan da, gönlü kendisine ısınsın diye eşini inşa etti. Erkek eşini sarıp bürüdü, o da hafif bir yük yüklendi, hamile kaldı. Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca her ikisi de Rab'leri olan Allah'a yönelip "Eğer bize sağlıklı, kusursuz bir evlat verirsen mutlaka Sana şükreden kullarından oluruz" diye yalvardılar. |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Süleyman Ateş
O'dur ki sizi bir tek nefisten yarattı, gönlü ısınsın diye ondan eşini var eti; eşini sarıp örtünce (eşiyle birleşince) eşi, hafif bir yük yüklendi, onu gezdirdi. (Yükü) ağırlaşınca ikisi beraber Rableri Allah'a du'a ettiler: "Eğer bize iyi, güzel bir çocuk verirsen elbette şükredenlerden oluruz!" (dediler).
|
Süleyman Ateş
O'dur ki sizi bir tek nefisten yarattı, gönlü ısınsın diye ondan eşini var eti; eşini sarıp örtünce (eşiyle birleşince) eşi, hafif bir yük yüklendi, onu gezdirdi. (Yükü) ağırlaşınca ikisi beraber Rableri Allah'a du'a ettiler: "Eğer bize iyi, güzel bir çocuk verirsen elbette şükredenlerden oluruz!" (dediler). |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Yaşar Nuri Öztürk
O, odur ki, sizi bir tek canlıdan yarattı, eşini de ondan vücuda getirdi ki, gönlü buna ısınsın. Eşini sarıp kucaklayınca o, hafif bir yük yüklendi de bir süre onu gezdirdi. Ağırlaştığında ikisi birden Rablerine şöyle dua ettiler: "Bize iyi huylu, yakışıklı bir çocuk verirsen yemin ederiz, şükredenlerden olacağız."
|
Yaşar Nuri Öztürk
O, odur ki, sizi bir tek canlıdan yarattı, eşini de ondan vücuda getirdi ki, gönlü buna ısınsın. Eşini sarıp kucaklayınca o, hafif bir yük yüklendi de bir süre onu gezdirdi. Ağırlaştığında ikisi birden Rablerine şöyle dua ettiler: "Bize iyi huylu, yakışıklı bir çocuk verirsen yemin ederiz, şükredenlerden olacağız." |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Mustafa İslamoğlu
O'dur sizi bir tek candan yaratan ve kendisine ilgi duysun diye ona kendi cinsinden eşini var eden. Gün gelip o eşine sarılınca, (önce) eş hafif bir yük yüklenir ve o yükü bir süre taşır. Ardından yük ağırlaşınca eşler Rableri olan Allah'a: "Eğer bize eli ayağı düzgün, kusursuz bir çocuk bahşedersen; söz, Sana şükreden kimselerden olacağız!" diye yakarırlar.
|
Mustafa İslamoğlu
O'dur sizi bir tek candan yaratan ve kendisine ilgi duysun diye ona kendi cinsinden eşini var eden. Gün gelip o eşine sarılınca, (önce) eş hafif bir yük yüklenir ve o yükü bir süre taşır. Ardından yük ağırlaşınca eşler Rableri olan Allah'a: "Eğer bize eli ayağı düzgün, kusursuz bir çocuk bahşedersen; söz, Sana şükreden kimselerden olacağız!" diye yakarırlar. |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Rashad Khalifa
He created you from one person (Adam). Subsequently, He gives every man a mate to find tranquility with her. She then carries a light load that she can hardly notice. As the load gets heavier, they implore GOD their Lord: "If You give us a good baby, we will be appreciative."
|
Rashad Khalifa
He created you from one person (Adam). Subsequently, He gives every man a mate to find tranquility with her. She then carries a light load that she can hardly notice. As the load gets heavier, they implore GOD their Lord: "If You give us a good baby, we will be appreciative." |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
The Monotheist Group
He is the One who has created you from one person, and He made from it its mate to reside with. When he dwelled with her, she became pregnant with a light load, and she continued with it; then when it became heavy, they called on God, their Lord: "If You give us an upright child, then we will be among the thankful."
|
The Monotheist Group
He is the One who has created you from one person, and He made from it its mate to reside with. When he dwelled with her, she became pregnant with a light load, and she continued with it; then when it became heavy, they called on God, their Lord: "If You give us an upright child, then we will be among the thankful." |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Edip-Layth
He is the One who created you from one person, and He made from it its mate to attain tranquility. When he covered her, she became pregnant with a light load, and she continued with it. When it became heavy, they called on God, their Lord: "If You give us a healthy child, then we will be among the thankful."
|
Edip-Layth
He is the One who created you from one person, and He made from it its mate to attain tranquility. When he covered her, she became pregnant with a light load, and she continued with it. When it became heavy, they called on God, their Lord: "If You give us a healthy child, then we will be among the thankful." |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Ali Rıza Safa
O, sizi, bir tek benlikten yaratan ve gönlünün ısınması için, eşini de ondan oluşturandır. Ona sarıldığında, yumuşak bir yük yüklenir; onu taşır. Yükü ağırlaşınca, her ikisi de Efendileri Allah'a yakarışlarda bulunurlar: "Bize erdemli birisini verirsen, kesinlikle şükredenler arasında olacağız!"
|
Ali Rıza Safa
O, sizi, bir tek benlikten yaratan ve gönlünün ısınması için, eşini de ondan oluşturandır. Ona sarıldığında, yumuşak bir yük yüklenir; onu taşır. Yükü ağırlaşınca, her ikisi de Efendileri Allah'a yakarışlarda bulunurlar: "Bize erdemli birisini verirsen, kesinlikle şükredenler arasında olacağız!" |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Süleymaniye Vakfı
Sizleri bir tek nefisten (döllenmiş yumurtadan) yaratan O'dur. Eşini de o nefisten yarattı ki biri diğerinin yanında rahat etsin. Erkek onu sarınca hafif bir yük yüklenir. Onunla gezip dolaşır. Yükü ağırlaşınca ikisi de Rableri olan Allah'a yalvarır; "Bize iyi bir evlat verirsen, görevlerini yerine getirenlerden olacağız" derler.
|
Süleymaniye Vakfı
Sizleri bir tek nefisten (döllenmiş yumurtadan) yaratan O'dur. Eşini de o nefisten yarattı ki biri diğerinin yanında rahat etsin. Erkek onu sarınca hafif bir yük yüklenir. Onunla gezip dolaşır. Yükü ağırlaşınca ikisi de Rableri olan Allah'a yalvarır; "Bize iyi bir evlat verirsen, görevlerini yerine getirenlerden olacağız" derler. |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Edip Yüksel
O sizi bir tek nefisten (aynı genetik özellikten) yarattı. Ondan da eşini yarattı ki dinginlik bulsun. Eşine yaklaşınca, hafif bir yükle yüklendi ve onunla gezindi. Yükü ağırlaşınca her ikisi Efendi'leri ALLAH'a: "Bize kusursuz bir çocuk verirsen şükredenlerden olacağız" diye yalvardılar.
|
Edip Yüksel
O sizi bir tek nefisten (aynı genetik özellikten) yarattı. Ondan da eşini yarattı ki dinginlik bulsun. Eşine yaklaşınca, hafif bir yükle yüklendi ve onunla gezindi. Yükü ağırlaşınca her ikisi Efendi'leri ALLAH'a: "Bize kusursuz bir çocuk verirsen şükredenlerden olacağız" diye yalvardılar. |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Erhan Aktaş
O, sizi bir tek nefisten[1] yarattı ve kendisi ile sükunet bulsun diye ondan[2] eşini var etti. Eşini sarıp örtünce, eşi hafif bir yük yüklendi. Bir müddet böyle geçti. Yükü ağırlaşınca her ikisi de Rabb'leri olan Allah'a: "Eğer bize salih[3] bir evlat verirsen elbette Sana şükredenlerden olacağız." diye dua ettiler.
|
Erhan Aktaş
O, sizi bir tek nefisten[1] yarattı ve kendisi ile sükunet bulsun diye ondan[2] eşini var etti. Eşini sarıp örtünce, eşi hafif bir yük yüklendi. Bir müddet böyle geçti. Yükü ağırlaşınca her ikisi de Rabb'leri olan Allah'a: "Eğer bize salih[3] bir evlat verirsen elbette Sana şükredenlerden olacağız." diye dua ettiler. |
|
|
Araf 189. Ayet
189. Ayet
Mehmet Okuyan
Sizi tek bir nefisten[1] (candan/cevherden) yaratan, (yine) ondan kendisiyle huzur bulsun diye eşini yaratan O'dur. Eşini kucaklayınca (eşi ile birleşince) eşi hafif bir yük yüklenir (hamile kalır) ve onu bir süre taşır. (Yük) ağırlaşınca "Bize iyi (sağlıklı) bir çocuk verirsen elbette şükredenlerden olacağız." diye Rableri Allah'a dua ederler.
|
Mehmet Okuyan
Sizi tek bir nefisten[1] (candan/cevherden) yaratan, (yine) ondan kendisiyle huzur bulsun diye eşini yaratan O'dur. Eşini kucaklayınca (eşi ile birleşince) eşi hafif bir yük yüklenir (hamile kalır) ve onu bir süre taşır. (Yük) ağırlaşınca "Bize iyi (sağlıklı) bir çocuk verirsen elbette şükredenlerden olacağız." diye Rableri Allah'a dua ederler. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Ahmed Hulusi
Onlara bir salih (evlat) verince, onlara verdiğine bağlı olarak Allah'a ortaklar oluşturdular... Allah onların ortak koştuklarından Yüce'dir.
|
Ahmed Hulusi
Onlara bir salih (evlat) verince, onlara verdiğine bağlı olarak Allah'a ortaklar oluşturdular... Allah onların ortak koştuklarından Yüce'dir. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Ali Bulaç
Ama O, onlara (Adem'in çocukları erkek ve kadınlara) salih (bir çocuk) verince, kendilerine verdiği şey konusunda O'na ortaklar kılmaya başladılar. Allah, onların şirk koştuklarından yücedir.
|
Ali Bulaç
Ama O, onlara (Adem'in çocukları erkek ve kadınlara) salih (bir çocuk) verince, kendilerine verdiği şey konusunda O'na ortaklar kılmaya başladılar. Allah, onların şirk koştuklarından yücedir. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Bayraktar Bayraklı
Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği evlat konusunda Allah'a ortaklar koştular. Allah onların ortak koştuğu şeylerden uzaktır.
|
Bayraktar Bayraklı
Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği evlat konusunda Allah'a ortaklar koştular. Allah onların ortak koştuğu şeylerden uzaktır. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Diyanet İşleri
Fakat Allah onlara iyi ve sağlıklı bir çocuk verince de, Allah'ın kendilerine verdiği çocuk konusunda O'na ortaklar koşarlar. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
|
Diyanet İşleri
Fakat Allah onlara iyi ve sağlıklı bir çocuk verince de, Allah'ın kendilerine verdiği çocuk konusunda O'na ortaklar koşarlar. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Elmalılı Hamdi Yazır
Fakat Allah kendilerine yaraşıklı bir çocuk verince erkeği dişisi tuttular ona vergisi üzerinde bir takım şerikler koşmağa başladılar, Allah ise onların koştukları şirkten müteali
|
Elmalılı Hamdi Yazır
Fakat Allah kendilerine yaraşıklı bir çocuk verince erkeği dişisi tuttular ona vergisi üzerinde bir takım şerikler koşmağa başladılar, Allah ise onların koştukları şirkten müteali |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Gültekin Onan
Ama O, onlara salih (bir çocuk) verince, kendilerine verdiği şey konusunda O'na ortaklar koşmaya başladılar. Tanrı onların ortak koştuklarından yücedir.
|
Gültekin Onan
Ama O, onlara salih (bir çocuk) verince, kendilerine verdiği şey konusunda O'na ortaklar koşmaya başladılar. Tanrı onların ortak koştuklarından yücedir. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Hasan Basri Çantay
Fakat (Allah) onlara düzgün (bir çocuk) verince kendilerine verdiği bu (çocuk) hakkında ona eşler tutmıya başladılar. Onlar neyi eş tutuyorlarsa Allah onlardan (münezzehdir) yücedir.
|
Hasan Basri Çantay
Fakat (Allah) onlara düzgün (bir çocuk) verince kendilerine verdiği bu (çocuk) hakkında ona eşler tutmıya başladılar. Onlar neyi eş tutuyorlarsa Allah onlardan (münezzehdir) yücedir. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
İbni Kesir
Allah onlara salih bir çocuk verince; kendilerine verdiği şey hakkında Allah'a ortaklar koştular. Allah, onların ortak koştukları şeyden münezzeh tir.
|
İbni Kesir
Allah onlara salih bir çocuk verince; kendilerine verdiği şey hakkında Allah'a ortaklar koştular. Allah, onların ortak koştukları şeyden münezzeh tir. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Muhammed Esed
Ama ne zaman ki O, kendilerine kusursuz bir (çocuk) bahşeder, hemen tutup Onun bahşettiği şeyin dünyaya gelmesinde Ondan başla güçlere de bir paye yakıştırmaya kalkarlar! Oysa, Allah, uluhiyetinde Ona ortak koştukları her şeyden, herkesten çok yücedir.
|
Muhammed Esed
Ama ne zaman ki O, kendilerine kusursuz bir (çocuk) bahşeder, hemen tutup Onun bahşettiği şeyin dünyaya gelmesinde Ondan başla güçlere de bir paye yakıştırmaya kalkarlar! Oysa, Allah, uluhiyetinde Ona ortak koştukları her şeyden, herkesten çok yücedir. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Şaban Piriş
Onlara sağlam bir çocuk verince, kendilerine verdiği şey hakkında Allah'a ortaklar tutarlar. Allah, onların ortak koştuklarından yücedir!
|
Şaban Piriş
Onlara sağlam bir çocuk verince, kendilerine verdiği şey hakkında Allah'a ortaklar tutarlar. Allah, onların ortak koştuklarından yücedir! |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Suat Yıldırım
Fakat Allah kendilerine kusursuz bir çocuk verince, annesi de babası da ölçüyü kaçırıp verdiği çocuk sebebiyle şirke bulaştılar. Tuttular, Allah'a birtakım şerikler yakıştırdılar. Halbuki Allah onların yakıştırdıkları her türlü ortaktan münezzehtir.
|
Suat Yıldırım
Fakat Allah kendilerine kusursuz bir çocuk verince, annesi de babası da ölçüyü kaçırıp verdiği çocuk sebebiyle şirke bulaştılar. Tuttular, Allah'a birtakım şerikler yakıştırdılar. Halbuki Allah onların yakıştırdıkları her türlü ortaktan münezzehtir. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Süleyman Ateş
Fakat (Allah) onlara iyi, güzel bir çocuk verince, kendilerine verdiği şeyde Allah'a ortaklar koşmağa başladılar. Allah ise onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
|
Süleyman Ateş
Fakat (Allah) onlara iyi, güzel bir çocuk verince, kendilerine verdiği şeyde Allah'a ortaklar koşmağa başladılar. Allah ise onların ortak koştukları şeylerden yücedir. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Yaşar Nuri Öztürk
Allah onlara ruhta, bedende güzel bir çocuk verince, kendilerine verdiği nimete ikisi birden Allah'a ortak koşmaya başladılar. Allah onların ortak koştuğu şeylerden arınmıştır.
|
Yaşar Nuri Öztürk
Allah onlara ruhta, bedende güzel bir çocuk verince, kendilerine verdiği nimete ikisi birden Allah'a ortak koşmaya başladılar. Allah onların ortak koştuğu şeylerden arınmıştır. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Mustafa İslamoğlu
Fakat O kendilerine eli ayağı düzgün, kusursuz bir çocuk bahşedince de, onlara bahşettiği çocuk üzerinden O'na ortak koşmaya kalkarlar: oysa ki Allah, onların ortak koştukları şeylerden çok yücedir.
|
Mustafa İslamoğlu
Fakat O kendilerine eli ayağı düzgün, kusursuz bir çocuk bahşedince de, onlara bahşettiği çocuk üzerinden O'na ortak koşmaya kalkarlar: oysa ki Allah, onların ortak koştukları şeylerden çok yücedir. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Rashad Khalifa
But when He gives them a good baby, they turn His gift into an idol that rivals Him. GOD be exalted, far above any partnership.
|
Rashad Khalifa
But when He gives them a good baby, they turn His gift into an idol that rivals Him. GOD be exalted, far above any partnership. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
The Monotheist Group
But when He gave them an upright child, they set up partners with Him in what He had given them. God be exalted above what they set up as partners.
|
The Monotheist Group
But when He gave them an upright child, they set up partners with Him in what He had given them. God be exalted above what they set up as partners. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Edip-Layth
But when He granted them a healthy child, they made others partners with Him regarding what He granted them. God be exalted above what they set up as partners.
|
Edip-Layth
But when He granted them a healthy child, they made others partners with Him regarding what He granted them. God be exalted above what they set up as partners. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Ali Rıza Safa
İkisine, erdemli birisini verince, ikisine verdiğine ilişkin, O'na ortaklar koştular. Oysa Allah, onların ortaklar koştuklarından çok yücedir.
|
Ali Rıza Safa
İkisine, erdemli birisini verince, ikisine verdiğine ilişkin, O'na ortaklar koştular. Oysa Allah, onların ortaklar koştuklarından çok yücedir. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Süleymaniye Vakfı
Onlara iyi bir evlat verince de verdiği şey hakkında Allah'a ortaklar oluştururlar. Allah, onların ortak saydıklarından uzaktır.
|
Süleymaniye Vakfı
Onlara iyi bir evlat verince de verdiği şey hakkında Allah'a ortaklar oluştururlar. Allah, onların ortak saydıklarından uzaktır. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Edip Yüksel
Onlara kusursuz bir çocuk verince, O'nun kendilerine verdiği bu hediyeyle ilgili olarak O'na ortaklar koşmaya başladılar. ALLAH onların ortak koştukları her şeyden çok yücedir.
|
Edip Yüksel
Onlara kusursuz bir çocuk verince, O'nun kendilerine verdiği bu hediyeyle ilgili olarak O'na ortaklar koşmaya başladılar. ALLAH onların ortak koştukları her şeyden çok yücedir. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Erhan Aktaş
Fakat onlara, salih bir evlat verince; kendilerine verilen şeyde ona ortaklar koşmaya başladılar. Allah, onların ortak koştukları şeyden yücedir.
|
Erhan Aktaş
Fakat onlara, salih bir evlat verince; kendilerine verilen şeyde ona ortaklar koşmaya başladılar. Allah, onların ortak koştukları şeyden yücedir. |
|
|
Araf 190. Ayet
190. Ayet
Mehmet Okuyan
(Allah) onlara iyi (sağlıklı) bir çocuk verince, kendilerine verdiği (çocuk) hakkında O'na ortaklar koşarlar. Allah ise onların ortak koştuklarından yücedir.[1]
|
Mehmet Okuyan
(Allah) onlara iyi (sağlıklı) bir çocuk verince, kendilerine verdiği (çocuk) hakkında O'na ortaklar koşarlar. Allah ise onların ortak koştuklarından yücedir.[1] |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Ahmed Hulusi
Kendileri yaratılıyor oldukları halde (ve) bir şey yaratmayanları mı ortak koşuyorlar? (Bu iki ayette, insanların doğasal olay veya varlıkları, Allah yanı sıra ilah - tanrı konumunda düşünmelerine atıf vardır. )
|
Ahmed Hulusi
Kendileri yaratılıyor oldukları halde (ve) bir şey yaratmayanları mı ortak koşuyorlar? (Bu iki ayette, insanların doğasal olay veya varlıkları, Allah yanı sıra ilah - tanrı konumunda düşünmelerine atıf vardır. ) |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Ali Bulaç
Kendileri yaratılıp dururken, hiç bir şeyi yaratamıyan şeyleri mi ortak koşuyorlar?
|
Ali Bulaç
Kendileri yaratılıp dururken, hiç bir şeyi yaratamıyan şeyleri mi ortak koşuyorlar? |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Bayraktar Bayraklı
Kendileri yaratılmakta olan ve bir şey yaratamayan putları mı Allah'a ortak koşuyorlar?
|
Bayraktar Bayraklı
Kendileri yaratılmakta olan ve bir şey yaratamayan putları mı Allah'a ortak koşuyorlar? |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Diyanet İşleri
Hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılan şeyleri Allah'a ortak mı koşuyorlar?
|
Diyanet İşleri
Hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılan şeyleri Allah'a ortak mı koşuyorlar? |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Elmalılı Hamdi Yazır
Ona o hiç bir şey yaratamıyan ve kendilerini yaradılıb durmakta bulunan mahluklarımı şerik koşuyorlar
|
Elmalılı Hamdi Yazır
Ona o hiç bir şey yaratamıyan ve kendilerini yaradılıb durmakta bulunan mahluklarımı şerik koşuyorlar |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Gültekin Onan
Kendileri yaratılıp dururken, hiç bir şey yaratamayan şeyleri mi ortak koşuyorlar?
|
Gültekin Onan
Kendileri yaratılıp dururken, hiç bir şey yaratamayan şeyleri mi ortak koşuyorlar? |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Hasan Basri Çantay
Kendileri yaratılıb durmakda oldukları halde (bizzat) hiç bir şey'i yaratamayan (putlar) ı (O yaradan Allaha) eş mi koşuyorlar onlar?
|
Hasan Basri Çantay
Kendileri yaratılıb durmakda oldukları halde (bizzat) hiç bir şey'i yaratamayan (putlar) ı (O yaradan Allaha) eş mi koşuyorlar onlar? |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
İbni Kesir
Kendileri-yaratılmışken-Bir şey yaratamayan şeyleri mi ortak koşuyorlar?
|
İbni Kesir
Kendileri-yaratılmışken-Bir şey yaratamayan şeyleri mi ortak koşuyorlar? |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Muhammed Esed
Peki, bunlar hiçbir şey yaratmayan, tersine kendileri yaratılmış bulunan varlıklara mı Allahla birlikte tanrılık yakıştırıyorlar?
|
Muhammed Esed
Peki, bunlar hiçbir şey yaratmayan, tersine kendileri yaratılmış bulunan varlıklara mı Allahla birlikte tanrılık yakıştırıyorlar? |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Şaban Piriş
Kendileri yaratılmış olup; hiçbir şey yaratamayan şeyleri mi ortak koşuyorlar?
|
Şaban Piriş
Kendileri yaratılmış olup; hiçbir şey yaratamayan şeyleri mi ortak koşuyorlar? |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Suat Yıldırım
(191-193) O'na hiç bir şey yaratmaya güç yetiremeyen, zaten kendileri de yaratılıp duran mahlukları mı eş ortak sayıyorlar? Halbuki o şerikler, kendilerini putlaştıranların imdadına yetişemezler. Hatta onlar kendi nefislerine bile yardım sağlayamazlar. Şayet siz onları doğru yola çağıracak olursanız size uymazlar. O müşrikleri siz ha hakka çağırmışsınız, ha susmuşsunuz, size karşı onların durumu aynıdır.
|
Suat Yıldırım
(191-193) O'na hiç bir şey yaratmaya güç yetiremeyen, zaten kendileri de yaratılıp duran mahlukları mı eş ortak sayıyorlar? Halbuki o şerikler, kendilerini putlaştıranların imdadına yetişemezler. Hatta onlar kendi nefislerine bile yardım sağlayamazlar. Şayet siz onları doğru yola çağıracak olursanız size uymazlar. O müşrikleri siz ha hakka çağırmışsınız, ha susmuşsunuz, size karşı onların durumu aynıdır. |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Süleyman Ateş
Hiçbir şey yaratmayan, kendileri yaratılan şeyleri (Allah'a) ortak mı koşuyorlar?
|
Süleyman Ateş
Hiçbir şey yaratmayan, kendileri yaratılan şeyleri (Allah'a) ortak mı koşuyorlar? |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Yaşar Nuri Öztürk
Hiçbir şey yaratmayan, bizzat kendileri yaratılmış olan şeyleri/kişileri mi ortak koşuyorlar?
|
Yaşar Nuri Öztürk
Hiçbir şey yaratmayan, bizzat kendileri yaratılmış olan şeyleri/kişileri mi ortak koşuyorlar? |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Mustafa İslamoğlu
Şimdi siz O'na has birtakım nitelikleri, bir şey yaratmaktan aciz, aksine kendileri yaratılmış bulunan şeylere mi yakıştırıyorsunuz?
|
Mustafa İslamoğlu
Şimdi siz O'na has birtakım nitelikleri, bir şey yaratmaktan aciz, aksine kendileri yaratılmış bulunan şeylere mi yakıştırıyorsunuz? |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Rashad Khalifa
Is it not a fact that they are idolizing idols who create nothing, and are themselves created?
|
Rashad Khalifa
Is it not a fact that they are idolizing idols who create nothing, and are themselves created? |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
The Monotheist Group
Do they set up those who do not create anything, while they are created?
|
The Monotheist Group
Do they set up those who do not create anything, while they are created? |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Edip-Layth
Do they set up those who do not create anything, while they are created?
|
Edip-Layth
Do they set up those who do not create anything, while they are created? |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Ali Rıza Safa
Hiçbir şey yaratamayan; kendileri yaratılmış olanları mı ortaklar koşuyorlar?
|
Ali Rıza Safa
Hiçbir şey yaratamayan; kendileri yaratılmış olanları mı ortaklar koşuyorlar? |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Süleymaniye Vakfı
Hiçbir şeyi yaratamayan ama kendileri yaratılmış olanları mı ortak sayıyorlar?
|
Süleymaniye Vakfı
Hiçbir şeyi yaratamayan ama kendileri yaratılmış olanları mı ortak sayıyorlar? |
|
|
Araf 191. Ayet
191. Ayet
Edip Yüksel
Bir şey yaratamayan, aksine yaratılmış olan şeyleri mi eş koşuyorlar?
|
Edip Yüksel
Bir şey yaratamayan, aksine yaratılmış olan şeyleri mi eş koşuyorlar? |
İletişime Geçin
Yardıma mı ihtiyacınız var? Hızlı bir şekilde yardım için destek ekibimizle iletişime geçin.
Henüz Üye Değil misiniz?
Kaydolun! Kendinize özel takip ve favori listeleri oluşturabilirsiniz.